ANA MENÜ
Site İstatistikleri
Online: 2
Bugün Tekil: 62
Dün Tekil: 173
Toplam: 229069
IP: 54.234.65.78
Kompozisyon Yarışması 1.si
Kompozisyon

LA FONTAİNE’NİN ÇOCUKLARI

    İlk şarkımız, ilk sevdamız… Mini miniydin, donmuştun, üşüyerek penceremize konmuştun.

    Bir şarkıyla girdin odamıza, yüreğimize. O şarkıyla merhametin resmini çizdik. O şarkıyla hazinemizi bulduk.

    Kelimelerin ötesinde bir dünya var içimizde… Kelimelerin ötesinde büyüyen bitmeyen bir sevgi…

    Bu sevgiyle büyüdük. Büyümek kavak ağacı gibi boy atmak değildi. Bir amaca, bir şafağa, bir sabaha yürümekti. Bir sevgiye bir sevgiyle yürümekti. Önce sizleri sevdik sonra hayatı. İlk öğüdü sizlerden dinledik: Çalış, dürüst ol, hayatı ve doğayı sev!

    Sevdik…

    Kargayı aptallığıyla, tilkiyi kurnazlığıyla, bülbülü güle ilan-ı aşkıyla, kaplumbağayı sırtındaki eviyle, dişi kuşu yuvasıyla, atı destanları koşturmasıyla, deveyi tellallığı, pireyi berberliğiyle sevdik. Onları kelebeğin kanadına düşen yağmur damlası gibi incitmeden sevdik.

    Giz dolu bir dünyada arkasında yürüdük. Tom, Jerry’i bizim evde kovaladı. Kırlangıçlar bir masal gibi girdi dünyamıza her gece. Bülbül ölümsüz aşkların, ölümsüz öyküsünü anlattı. Senin masallarınla uyuyup uyandık. Bütün hayvanları evcilleştirdik yüreğimizde.

    Sonra birlikte yürüdük. Sevgiyi gördük her şeyde. Sevgi, saksıdaki menekşenin morunda, kafesteki kanaryanın sesinde, süt döken kedinin gözünde, sahibini koruyan köpeğin sesindeydi. Sevginin sızmadığı zerre yok; sevginin sarmadığı tek yürek yok. Sevgi bittimi insan boşlukta savrulur gider. İnsan yüreğindeki sevgiyi attı mı insanlık savrulur, dağılır gider.

    Sevgisiz büyüyen bir çocuk çimleri çiğneyebilir. Çimleri çiğneyen bir çiçeği koparabilir, bir karıncayı ezebilir. Bir karıncayı ezen üzülmeden yoluna devam edebilir. Hayvanlara zarar veren insanlara zarar verebilir. Bir hayvan öldüren bir insan öldürebilir. Sevgisiz büyüyen bir çocuk zalim bir avcı olabilir. Türkü taşıyan turnaları vurabilir. Bu çocuk karşı çıktığı ne varsa hepsi adına Neron gibi bir şehri yakabilir. Sevgisiz yetişen çocuk Neron olabilir.

    Hiç La Fontaine’nin çocuklarının başına gelenleri düşündünüz mü? Hiç kendinizi başını vurula vurula avlanan fok balığının ya da avcının kucağına düşen yaralı bir turnanın yerine koydunuz mu? Sizin bir etiniz kemiğiniz olduğu gibi onların da bir eti kemiği olduğunu, onların da acılar çekebileceğini düşündünüz mü? Düşünmek yetmez. 

Onlara başkalarının eziyet etmesine katlanıyorsanız üzülmek yetmez. Aynı şey bizim başımıza gelse çevremizdekiler kayıtsız kalsa gücümüze gider. Düşünmek, üzülmek yetmez; yapılan kötülüklere engel olmak gerek.

    Köpeğini kaybeden kızın yalnızlığını hiç düşündünüz mü? Hiç onun yerine kendinizi koydunuz mu? Kuşunu, balığını, atını kaybeden delikanlının içinde kopan fırtınaya kendinizi hiç kaptırdınız mı?

    Annesiz kalan kuzuyu, biberonla besleyip büyüten küçük kızın, bir sabah onun cansız bedeniyle karşılaşınca attığı çığlıktan, döktüğü gözyaşından haberiniz var mı?

    Ne garip bir dünya… Ağlayanlar, ağlatanlar, ölenler, öldürenler, iyiler, kötüler bir arada. Doğa zıtlıklar üzerine kurulmuş. İnsan hem melek hem şeytan. Bir tarafta köpeğe taş atan çocuklar, diğer tarafta et atanlar. Bir tarafta evinin en sıcak köşesini kediye verenler, diğer tarafta ciğeri yedi diye onu döverek öldürenler. Bir tarafta tavşana çarpmamak için kaza yapıp hayatını kaybedenler, diğer tarafta bir lokma eti için kuşları sapanla vuranlar. 

Hangisini yapan insan? Hangisi doğru? Nerede yüreğimiz? Nerede hazinemiz? Sevgimiz, masalımız, dostluğumuz nerede? Tükendi mi? Tükettik mi? Kaçırdık mı onları buralardan?

    Hayvanlarla dostluğu bıraktığımız günden beri çatımıza leylekler konmuyor, bahçemizi bekleyen yok. Sefil baykuş ötmüyor artık. Kapının arkasında zararsız uyuyan kedimiz yok. Artık evlerimiz bomboş yüreğimiz gibi.

    Onlara dünyayı dar ettiğimiz günden beri, beyaz bir güvercinin son kanat vuruşunu dinliyoruz. Artık biliyoruz ceylanları uyandırmamız gerektiğini. Zalim avcının turnayı vurunca bütün yürekleri, türküler, gurbeti vuracağını biliyoruz. Ama…

    Şimdi kapatın gözlerinizi, kapatın… Hissedeceksiniz, geyiğin ağlayarak dolaştığını. Sonra kulağınıza eğilen bir kırlangıcın: “Bizleri sevip koruyun!” diye fısıldadığını duyacaksınız…

Emir ŞENGÜN – Özel Servergazi İlköğretim Okulu 7/F
Kompozisyon Yarışması 1.si