ANA MENÜ
Site İstatistikleri
Online: 1
Bugün Tekil: 82
Dün Tekil: 114
Toplam: 254375
IP: 54.224.17.157
9. Dönem Genel Kurul Toplantısı Oda Başkanı Açılış Konuşması


AÇILIŞ KONUŞMASI

Denizli Veteriner Hekimler Odasının 9. Olağan Genel Kurulunu yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Öncelikle hepinize hoş geldiniz der en derin saygılarımı sunarım.

Yüce Yaratana şükürler olsun ki bizlere kendimize ait bir yerde toplanma ve Genel Kurul yapma imkânı verdi. Bu konuda maddi ve manevi katkı sağlayan tüm meslektaşlarıma şükranlarımı sunarım.

Değerli Katılımcılar: Geriye dönük olarak yaptığımız genel kurullarda ortaya koyduğumuz tespitlerin ne kadar doğru olduğunu gördüm. Dünyadaki yenidünya düzeni, globalleşme, küreselleşme ve Büyük Ortadoğu Projesi gibi kavramlara dikkat çekmişiz. Bu olguların ülkemizi nasıl bir değişimden ve dönüşümden geçirdiğini ve daha da sonu belirsiz bir yolda ilerlediğimizi görüyoruz. Ancak kendimize düşen görevi elimizden geldiğince yapmaya çalışarak, yaşanan sürece müdahale edememenin acısını ve çaresizliğini yaşıyoruz. Yaşanan bütün bu gelişmelerin şahsımızda, toplumda ne gibi tahribatlar yaptığını az çok şuur sahibi insanlar olarak müşahede ediyoruz.

Küresel sermayenin ve sömürü düzeninin önündeki milli devlet, vatan, bayrak, dil, din, örf ve adet gibi kültürel bağlar birer birer zayıflatılarak ortadan kaldırılmaktadır. Bizleri bir arada tutan milli ve manevi değerlerimiz dumura uğratıldıkça maalesef toplum olarak çözülme noktasına doğru gidilmektedir.

Değerli Katılımcılar; bizler bu ülkenin yetiştirdiği aydın ve sorumlu bireyler olarak önce şahsımızda sonra ailemizde, çevremizde ve mesleki camiamızda olmak üzere bu toplumun bir parçası olarak milli birlik ve beraberliğimizin, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü korumak mecburiyetindeyiz.

Değerli Katılımcılar; Geçen zamanda geriye dönüp baktığımızda 1947’den beri IMF’den borç alarak başladığımız süreç, değişik iniş ve çıkışlarla devam etmektedir. Küresel düzenleyiciler olan Dünya Bankası, IMF, DTÖ ve AB gibi örgütler oyunun kurallarını koymakta, bizim gibi gelişmekte olan veya geri kalmış ülkeler sürece müdahil olamadan sürüklenmektedirler. Sürece müdahil olabilmek için şüphesiz güçlü olmak zorundasınız.

Ülkemizde yaşanan süreçte irtica-laiklik vb. soyut kavramların peşine takılarak ülkemizin problemlerinin tespiti, çözümü maalesef göz ardı edilmektedir. Sözgelimi ülkemizin temel sektörlerinden biri olan Tarım ve Hayvancılığımız ile ilgili geçmişte tespit edilen problemlerin çözümü konusunda yeterli başarıyı gösteremedik. Gönül isterdi ki hala sayıları 4 milyon civarındaki parçalı, verimsiz, ekonomik anlamda üretim yapmaktan uzak tarım işletmeleri birleştirilerek verimli, ekonomik işletmelere dönüştürülmüş olsaydı. Diğer taraftan 2.9 milyon civarındaki ve %75’i 1-5 başlık işletmelerden oluşan hayvancılık işletmeleri, daha büyük, modern, sağlıklı ve hijyenik işletmelere dönüştürülmüş olsaydı.

Geçmişte hep dile getirdiğimiz başta şap olmak üzere Brusella, Kuduz, Tüberküloz, Kuş Gribi, Çiçek ve Şarbon gibi birçok salgın hastalık hayvancılığımızı tehdit etmeye ve ülke ekonomisine zarar vermeye devam etmektedir. Salgın hayvan hastalıkları yüzünden hayvansal ürün ihracatı yapamayan ülkemiz bu hastalıklardan dolayı da yılda 2.7 milyar YTL zarara uğramaktadır.

Her biri birer biyolojik silah olan ve insan sağlığını tehdit eden, her geçen gün yenileri eklenen ve sayıları 240 civarındaki Zoonoz hastalıklarla mücadelenin ne kadar önemli olduğu aşikârdır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Deli Dana, Kuş Gribi, Sars, Şarbon, Kuduz, Brusella, Verem gibi yüzlerce bulaşıcı Zoonoz, hayvan ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Dünya Sağlık Teşkilatı son on yılda insanlarda görülen hastalıkların %75’inin hayvanlardan geçen zoonotik hastalıklardan meydana geldiğini bildirmiştir.

Bugün insan, hayvan ve mal hareketinin çok hızlı ve yoğun olduğu bu sebeple ortaya çıkabilecek salgın hastalıkların bütün ülkeleri yakından ilgilendirdiği, yakın geçmişte ortaya çıkan Kuş Gribi, Deli Dana, Şap, Sars gibi vakaların tüm dünyada sağlık, ekonomik, sosyal ve hatta siyasi sorunlara ve sonuçlara yol açtığı hepimizin malûmudur.

Ülkemizde 2004 yılından beri görülmeye başlanan, ilk olarak Tokat, Çorum dolaylarında görülen, daha sonra Orta Anadolu ve sonunda neredeyse ülkemizin tamamında ortaya çıkan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının insan sağlığını, sosyal hayatımızı ne şekilde etkilediği en bariz örnektir. Neredeyse kâbusumuz olan KKKAteşi ile ilgili olarak pantolonun paçalarını çorabın içine sokmanın ötesinde daha bilimsel çalışmalar yapılmalıdır. İlkbaharla birlikte başlayıp yaz sonunda unutulan KKKAteşi büyük bir salgına dönüşebilecek bir durum arz etmektedir. Bu konu ile ilgili olarak bir an önce bir Araştırma Enstitüsü kurularak mücadele konusunda daha bilimsel çalışmalar yapılmalıdır.

Toplumun sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmesi şüphesiz bir insan hakkı olmakla birlikte bütün devletlerin ana görevidir. Bugün dünya ticaretinin kurallarının çoğu sağlıkla ilgilidir. Ülkemizde salgın hayvan hastalıklarının olması, katkı-kalıntı, düşük besin değeri gibi kriterler ihracatımızı doğrudan etkilemektedir.

Ülkemizde gıda güvenliğini düzenleyen 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve denetlenmesine ilişkin kanun maalesef gıda güvenliğini temin etmekten uzaktır. Kanuna ilişkin çıkarılan yönetmelikler üçüncü defadır Danıştay’ca iptal edilmiştir. İki yıldan beri yeni gıda kanununun çıkarılacağı söylenmekte fakat bir türlü gerçekleşmemektedir.

Bütün bu gelişmeler ışığında dünyada “Tek Dünya-Tek Sağlık, Tek Sağlık-Tek Tıp” konsepti gündeme gelmiştir. FAO’nun 2000 yılında başlattığı Veteriner Halk Sağlığı, Global Halk Sağlığının temelini oluşturmaktadır. Veteriner Halk Sağlığını güvenceye almadan insan sağlığını güvenceye alamazsınız.

Stratejik bir sektör olan Tarım ve Hayvancılık az veya çok bütün dünyada devletlerce desteklenmektedir. Çünkü insanların hayatiyetini devam ettirebilmesi için olmazsa olmazı gıdadır. Bugün AB bütçesinin yarısı olan 55 milyar Avro’yu ABD 75 milyar doları çiftçilerine her yıl destek olarak vermektedir. Ülkemizde ise ancak 2 milyar YTL tarım kesimine destek verilebilmektedir. AB seviyesinde destek için 12 milyar Avro destek vermemiz gerekmektedir.

Gelişmiş ülkelerde tarımın içindeki payı %60-%70 seviyelerinde olan hayvancılık, ülkemizde hala % 25 dolaylarındadır. 2000’li yıllarda başlatılan hayvancılığın desteklenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı ile belirli bir kalkınma trendine giren hayvancılığımız gelecek için umut verici belirtiler göstermeye başlamıştır. Ancak son çıkarılan Hayvancılık Desteklemeleri bütün bu olumlu gelişmelere fren etkisi yapmıştır.

Yapılan desteklemeler yönlendirici, üretimi ve kaliteyi arttırıcı, aynı zamanda istenilen sistemlerin kurulmasına katkıda bulunmalıdır. Örneğin süte verilen destek hem kaliteli, sağlıklı süt üretimini teşvik etmekte, soğuk zincire dahil olmasını sağlamakta, hem de kayıt altına girmesini ve faturalandırılmasını temin etmektedir.

Yıllardan beri şikâyet ettiğimiz hayvancılığımızın kaydının tutulması, ıslah çalışmalarının yapılması için gerekli olan suni tohumlama ve soy kütüğü kayıtları suni tohumlamaya verilen destek ile epey bir mesafe kat etmişti. Örneğin ilimizde suni tohumlama rakamları 7-8 binlerden 85 binlere çıkarılmıştı. Yeni doğan buzağılara verilen destek ile kayıt altına alma, aşılamalara verilen destek ile kayıt altına alma, aşılamalara verilen destek ile salgın hastalıklarla mücadeleyi, Akredite Veteriner Hekim desteği ile Gıda Güvenliğini sağlamada büyük önem taşımaktaydı.

Yeni uygulamaya konulan kararname ile hiçbir kriter gözetmeksizin beş baş ve yukarısı işletmelere verilmek üzere hayvan başına desteklemeye geçilmiştir. Islah çalışması yapmış, tohumlanan, yüksek süt verimli kültür ırkı ile yoz, verimsiz hayvan aynı kategoriye sokulmuştur. Yaygın olan kanaat bu durumda ancak hayvancılığımızın dörtte biri destekten faydalanabilir ve bugüne kadar emek emek oluşturduğumuz soy kütüğü ve ön soy kütüğü projesi büyük bir sekteye uğrayacaktır.

Değerli Katılımcılar; bütün dünyada ön plana çıkan hayvan sağlığı, hayvan refahı ve Gıda Güvenliği bileşenlerin de ülkemizde büyük bir karmaşa yaşanmaktadır. Örneğin 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Sekretaryası hiçbir Veteriner Hekim olmayan, ve ilçelerde teşkilatı bulunmayan Çevre ve Orman Bakanlığına verilmiştir. Hayvanları nasıl koruyacağının cevabı verilememektedir. Aynı kanunla ilgili olan üçbin civarındaki belediyelerimizden bin kadarında Veteriner Hekim bulunmaktadır. Ayrıca Veteriner İşleri Müdürlüğü bulunan belediyeler de bu kadrolar kaldırmışlardır. Bu belediyeler Hayvan Sağlığını, Halk Sağlığını, Sokak Hayvanlarıyla Mücadeleyi ve Gıda Güvenliğini nasıl temin edeceklerdir.

Ülke hayvancılığını olumsuz etkileyen ve geçmişteki acı tecrübelere rağmen yeterli damızlık, süt ve sağlıklı hayvan olmadığı ve B.S.E ( Deli Dana ) gerekçesiyle izin verilmeyen hayvan ithalatına bugün yasak olan ABD’de dahil edilerek 100 baş ve üzeri işletmelere ithalat izni verilmesi kararı mutlaka tekrar gözden geçirilmelidir.

Netice itibariyle mesleğimizi ve ilgili sektörleri ilgilendiren problemlerin çözümü konusunda yeterli mesafe kat ettiğimizi söyleyemeyiz. Bizler bu ülkeye hizmet etmenin dışında bir beklentisi olmayan Veteriner Hekimler olarak problemlerin çözümüne ilişkin şu hususları tekrar dile getiriyoruz:

Avrupa Birliğine uyum amacıyla hazırlanan Tarım Bakanlığının yeniden yapılandırılmasına ilişkin kanun ile Veteriner Hizmetleri, Gıda ve Yem Kanunu ülkemiz hayvan sağlığını ve halk sağlığını korumak adına aslına sadık kalınarak bir an önce yasalaştırılmalıdır. Bütün bu görevleri yerine getirmekle yükümlü Tarım ve Köy işleri Bakanlığında norm kadrosu 6000 olmasına rağmen 2000 kadar Veteriner Hekim bulunmaktadır. Mutlak surette yeterli sayıda Veteriner Hekim istihdam edilmelidir.

Ayrıca hayvan ve insan sağlığı açısından büyük önem arz eden yetişmiş insana, konusunda uzmana, teşhis yapılan; aşı, biyolojik madde üreten, her türlü teknik ve teknoloji ile donatılmış Araştırma Enstitülerine ihtiyaç bulunmaktadır. Maalesef bizler elimizdekileri modernize edeceğimize kapatıyoruz.

Hastalıklarla mücadele çalışmalarında ve gıda kontrol hizmetlerinin yürütülmesinde, bağımsız karar verebilecek çalışma ortam ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Ülkemizde özel muayenehanesi olan 5000 civarındaki Veteriner Hekim hayvan sağlığı, hayvan ıslahı ve gıda kontrol hizmetlerinde yetkilendirilerek daha etkin bir şekilde istifade edilecektir.

Halk Sağlığı ile doğrudan alakalı belediyelerimizde mutlaka yeterli sayıda Veteriner Hekim istihdam edilmelidir.

Hayvanları Koruma Kanunu Sekretaryası her yerde teşkilatı olan Tarım ve Köy işleri Bakanlığına verilmelidir.

Hayvancılık desteklemeleri belirttiğimiz eksiklikleri ve yanlışlıklar ortadan kaldırılarak yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca geçmiş yıllara görev yarı yarıya azaltılan destekleme miktarları ihtiyaca cevap verecek şekilde yükseltilmelidir.

Değerli Katılımcılar; biz Veteriner Hekimler olarak ülkemiz ve milletimiz için her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu her zaman deklare ediyoruz. Etmeye devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize tekrar hoş geldiniz der Genel Kurulumuzun bizlere, ülkemize hayırlar getirmesi dileğiyle en derin saygılarımı sunarım.

Mehmet Ali UZAKGİDER

Oda Başkanı